Cuma, Aralık 09, 2011

konteynır için şiir

Depremzedenin en büyük ereği
irisi ufağı kırmızısı yeşili

uygarlığın timsali
inşaat sektörünün son icadı

gözümüzün bebeği
başımızın tacı
şimdilik aklımızın ucu

göçebe atalarımızın ruhlarıyla buluştuğumuz mekanların sonuncusu
son üç yılda sevgili karımla değiştirdiğimiz evlerin bilmem kaçıncısı
sevgili konteynır..

Bu şiir Guatemala'da yapılan 12. Uluslararası İnşaat Teknolojileri Fuarı Genç Yetenekler Şarkı, Türkü ve Şiir yarışmasında mansiyon ödülü alarak ülkemizin göğsünü kabartan genç bir mühendise ait olsaydı gülerek okuyabilirdik, mühendisin yazacağı şiir bu kadar olur filan diye. Belki de mühendislik dergilerinde ciddi ciddi eleştirilebilirdi ama unutmayın ki Oğuz Atay da bir mühendisti:



"Şiirin ilk dörtlüğünde "deprem" ve "erek" kelimelerinin yan yana kullanılıyor olması şairin şiir ile günceli yakalama başarısını gözler önüne seriyor, Van'da bir deprem yaşandı yakın zamanda ve Van'ın merkezine tepeden bakan Erek dağı Vanlıların göz bebeğidir ve ufkunu oluşturur. Ustaca bir söz oyunu ile- ister kinaye deyin ister istiare ama kesinlikle tariz içerir- okuyucusuna Van'daki yaraları anıştırıyor şair ama aynı ustalığı ve cesareti ikinci satırda gösteremiyor, satırın sonuna bir sarı ekleyemiyor malum son dönemde yapılan KCK operasyonları sanat dünyamızı da derinden sarsmış bulunuyor.

İkinci bölümde şairi son yıllarda hızla gelişen ve ülkemizi çelik bir ağ gibi saran inşaat sektörümüze gönderme yaparak mesleki etik, onur, ahlak kurallarına gönülden bağlı halde, inşaat sektörümüzün uygarlığımızın gelişmesinde temel bir rol oynadığını ima ederken görüyoruz. İşte bu da sanat ve sektör buluşmasının şiirimizdeki en güzel örneklerinden biridir. Bu durum şairi yapılacak yeni ihalelerde ön plana çıkarmakta sanatını ve mesleğini geliştirmesine yeni olanaklar tanımaktadır.

Sonraki bölüm ise şairin insan aklını ve çeşitli uzuvlarını bir konteynır içine sığdırarak, uygarlıkla nasıl inceden inceye dalga geçtiğini, sanatın muhalif duruşunu simgeliyor. Bu dönemde pek metelik verilmeyen bu duruşu şairin eski solcu çevrelerden çekinerek şiirine aldığı, zira kendisinin de bir aralar çeşitli eylemlere katıldığının bilindiği hatta zaman zaman çalıştığı şirketlerin insan kaynakları muhbirleri onu gammazlamasın diye ismini imza attığı bildirilerden sildirdiği; tüm bunlardan hareketle sadece eski solcuların yorumlayacağı tarzda insan bedenini şiirine yansıttığı  kulislerde konuşulmaktadır.

İşte son bölüm. Şair bir önceki bölümde kişisel tarihine gönderme yaparken takip eden kısımda toplumsal tarihe vurgu yaparak özellikle milliyetçi kesimleri de kucaklamaya çalışmakta, kendi tarihinin arkasına toplumsal tarihi koyarak kendisinin de bu tarihin bir parçası olduğunu ifade etmekte, bu arada karısının da bahsini geçirerek, "her şeyden bahsettiğin ve çok konuşulan bu şiirde ben niye yokum" türünden dırdırın önünü kesmeye çalışarak evde huzuru yakalamaya uğraşmaktadır. Ama nafile bir çabadır bu, zira karısı şiirin ilk taslağında ismi geçerken -karım Müjgan şeklinde- sonrasında isminin çıkarılmasını kabul etmeyerek evi terkedecek ve şaire yüklü bir manevi tazminat davası açacaktır -boşanma davası değil, zira karısı sonradan eve dönerek şairin kendisine ithaf edeceği bir şiir kitabı karşılığında davasını geri çekecektir-. Şairin çilesi ise hiç bitmeyecektir..."


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder